Tag

Beyin

Sağlık

İnsan Beyniyle İlgili 10 İlginç Gerçek

Beyin insan vücudundaki en karmaşık organ ve muhtemelen bu evrende mevcut olan en karmaşık oluşumdur. Dünyadaki en mükemmel insanının yarattığı harikalar insan beyninin bir sonucudur ve bu sonuç insanı şaşırtıcı yapan en önemli özelliktir.

İnsan beyninin karmaşıklığı, kişinin sevdiği anıları güvenle saklayan bir depo görevindedir. Bir insanın karakteri en fazla beyin tarafından etkilenmekle birlikte kişiye; merak, hareket ve duygu veren insan zihni, kişinin karakterini meydana getirir. Merkezi sinir sistemi için bir komuta merkezi olan beyin, insanlara bol miktarda fiziksel ve zihinsel yetenek sunar. Bunlar insan beyninin gerçekleştirdiği birkaç önemli rol, ancak insan beyninin en ilginç yanı; tam işlevli bir beyne sahip olan birçok kişi tarafından az bilinen gerçeklerdir.

1. İnsan beyni, merkezi sinir sisteminin merkez komutası olarak görev yapmasına rağmen, insan vücudunda sinirlerden yoksun tek organdır. Bu basitçe, insan beyninin acı hissetmediği anlamına gelir.

2. İnsan beyni, insan vücudunda üretilen toplam enerjinin en büyük kısmını tüketir. Kesin olmamakla birlikte, beyin toplam vücut ağırlığının yalnızca yüzde 2’sini oluşturmasına rağmen, bu enerjinin yüzde 20’sini tüketir. Enerji, sağlıklı beyin hücrelerini korumak ve sinir sinyallerini beslemek için hayatî bir öneme sahiptir.

3. Beyindeki mevcut nöronların sayısı, dünyadaki toplam insan nüfusunun 15 katıdır, bu da yaklaşık 100 milyar kadardır. Bu fazla sayıdaki nöronlar, beynin işlem yeteneğini arttırır.

4. Beynimizin yalnızca yüzde 10’unu kullandığımız popüler efsane, yanlış yorumlanmıştır. Yapılan beyin taramaları, uyurken bile beynimizin çoğunu kullandığımızı açıkça göstermektedir.

5. Albert Einstein’ın beyni 1.230 gram ağırlığındadır, yani normal bir beynin ağırlığından (1.400 gram) yüzde 10 daha küçüktür. Fakat beyninin nöron yoğunluğu ortalamanın üzerindedir.

6. İnsan beyni geçtiğimiz 10.000-20.000 yıllık süre içerisinde kademeli olarak küçülüyor.

7. Ortalama bir beynin günde yaklaşık 50.000 düşünce ürettiğine inanılıyor. Ancak çoğu insanda bu düşüncelerin yüzde 70’inin negatif olduğu tahmin edilmektedir.

8. Beyin hücreleri birbirinden farklıdır. Beyinde 10.000 belirli nöron türü vardır.

9. Beyniniz yaklaşık 12-25 watt elektrik üretir, bu da bir ampulü aydınlatmaya yetecek güç demektir.

10. İnsan beyni, pek çok durumda insanı kandırdığı ve insanların bazı şeyleri gerçeklerden farklı algılamasına neden olduğu için düşünüldüğü kadar mükemmel değildir.

Kişisel Gelişim

Teknoloji Beyinlerimizi Değiştiriyor Mu?

Kaliforniya Üniversitesi Los Angelese Kampüsü2nden nörobilimci Gary Small, bu soruya olumlu cevap veren ve sayıları giderek artan araştırmalara bir yenisini daha ekledi. iBeyin: Modern Aklın Teknolojik Değişiminde Sonra Yaşarkalmak (iBrain: Surviving the Technological Alteration of the Modern Mind) adlı yeni kitabında belirttiği üzere, Small bilgiyi toplama ve başkalarıyla bilgi iletişimini gerçekleştirme biçimlerimizde yaşanan dramatik değişikliklerin şu andaki insan beynini tanınmayacak ölçüde değiştirecek bir evrim dönemini tetiklediğini ileri sürüyor. Yazar ”Belki de insanların alet kullanmayı öğrendikleri dönemden bu yana, insan beyni bu kadar hızlı ve derinden bir etki yaşamamıştı” diyor. ”Beynin evrilip, odağını yeni teknolojik yetilere doğru kaydırdıkça, temel toplumsal yetilerden uzaklara sürükleniyor”.

Teknolojinin beyin devre düzeneğimiz üzerindeki etkisi şaşırtıcı gelmemeli. Beynin esnekliği, yani uyarıcıdaki değişikliğe göre verdiği tepkiyi değiştirme yetisi, iyi biliniyor. Profesyonel müzisyenlerin, parmak hareketlerini planlamakla sorumlu bölgelerdeki gri maddeleri daha fazla. Atletlerin beyinlerinin ise el-göz eşgüdümünü sağlayan alanları daha hacimli. Bunun nedeni, özgül bir etkinliğe ayırdığınız zaman arttıkça, bu etkinliğin yerine getirilmesini yürütmekle görevli nöral yolların kuvvetlenmesi. Dolayısıyla sürekli bir dijital enformasyon akışını işleyen insanların daha fazla nöronlarını bu enformasyonu filtrelemek için ayırmaları gerektiği akla yatkın. Yine de bu evrimle aynı şey değil.

Gary Small ve Gigi Vorgan’ın iBeyin kitabı

Small ve arkadaşları internetin devrelerimizi nasıl şekillendirdiğini görmek için 24 yetişkinin beyinlerini önce bu kişiler web araması yaparken, sonra da bir metin okurken görüntülemişler. Web araması sırasında alınan görüntüler karşılaştırıldığında, gündelik hayatlarında düzenli olarak internet kullanan kişilerin beyinlerinin karar verme ve karmaşık akıl yürütme ile ilişkili bölgelerinde, interneti sık kullanmayan kişilerinkine göre iki kat daha fazla sinyal bulunduğu gözlenmiş. American Journal of Geriatric Psychiatry dergisinde yayımlanacak bu bulgular, internet kullanımının beynin uyarılma kapasitesini arttırdığını ve internette bir metin okurken beynin basılı bir metni okurken olduğuna göre daha fazla bölgesinin çalıştığını gösterdi. Bu araştırmalar daha önceki araştırmaların bulduğu sonuçları kuvvetlendiriyor: Teknolojiyle daha çok uğraşanlarımız daha gelişkin bir çalışma belleğine sahipler (yani daha fazla bilgiyi kısa süre için akıllarında tutup gerektiğinde geri çağırabiliyorlar); algısal öğrenmede (yani dünya algılarını değişen enformasyona göre ayarlamaya) daha başarılılar ve daha gelişkin motor yetilere sahipler.

Small, farklı kuşaklar arasında bu farkların daha fazla olacağını, çünkü genç kuşakların yaşlı kuşaklara göre daha erken yaşlardan itibaren daha fazla teknolojiye maruz kalmış olduklarını söylüyor. Buna beyin farkı* adını veriyor. Bir tarafta e-posta ve kısa mesajın var olmadığı bir dünyayı hiç bilmeyen dijital çağ doğumlular var. Diğer tarafta ise dijital çağa sonradan katılmış, modern teknolojinin gelişimine beyinlerinin fiziksel bağlantıları oluştuktan çok sonra şahitlik eden göçmenler var. Dijital çağ kuşağı ani kararlar vermek ve birden fazla kaynaktan gelen veri akışı ile baş etmek gibi konularda daha gelişkin bilişsel yetilere sahipler. Göçmenler ise yüz ifadelerini okuma konusunda siber uzayda dolaşmakta olduğundan daha başarılılar. Small bu konuda şöyle konuşuyor: ”Tipik bşr göçmenin beyni sosyalleşme ve öğrenmenin bambaşka yollarıyla eğitilmiştir, işleri adım adım götürecek ve bir seferde yalnızca tek bir görevle uğraşacak biçimde. Göçmenler daha metodik olarak öğrenir ve görevleri daha kati biçimde yerine getirirler.”

Ama doğal seçilimin hangi yeti kümesini diğerine tercih edeceğini henüz görmedik. Başlangıç olarak, iki davranışın birbirini karşılıklı olarak dışlayacağına inanmamız için bir neden yok. 2005’te Kaiser’in bir çalışması yüksek teknoloji ile çok zaman geçiren çocukların diğerlerine göre arkadaşlarıyla ve aileleriyle daha fazla yüz yüze iletişim kurduğunu buldu. Small’ın kendisi de gerek dijital çağ doğumluların, gerekse dijital çağ göçmenlerinin basitçe kendi devrelerini kendilerinin bağlayabileceğini; her ikisine de zaman ayırarak modern teknolojinin bilişsel katkılarından faydalanırken geleneksel sosyal yetilerini de kaybetmeyeceklerini belirtiyor.

Bu esnada modern teknoloji ve onun güdülediği yetiler bizim kendimizden bile daha hızlı evrimleşiyor. Bilgisayar oyunları ve çevrim içi toplulukların geliştirmek için uzun çağlar harcadığımız geleneksel sosyal yetilerimizi ve öğrenme stratejilerimizi daha az mı daha fazla mı kullanmamızı gerektireceği henüz belli değil. Wisconsin Üniversitesi Madison Kampüsü’nden dilbilimci James Gee ”Çok fazla insan bunun sanki gençler başka bir ülkeden, yetişkinler başka bir ülkedenmiş gibi olacağını söylüyor” diyor. Gelecekte ne olacağı ise halen her olasılığa açık.

*Kuşak farkına bir gönderme olarak

Bu yazı, OYUN 2010 Sayı 42’den alınmıştır.